Geçtiğimiz pazar Lüleburgaz'a yine bir cenaze için gittik. Ölen kalan olmasa Trakya'yı göremiyeceğiz. Onlarca kez gitmeme rağmen bazı ufak ayrıntıların daha yeni yeni farkına varıyorum...Umarım onlarıda keyfim oldukça yazarım. Ölü yerine bir an önce gitmek istermiş...Öyle de oldu. Öğlen defin olayını bitirip, bir iki lokma yedikten sonra haydi Edirne'ye gidelim dedik...Bizimkiler huysuzluk yapmasa daha çok gezicektik ama sadece Selimiye'yi görebildik. Evet cami muhteşem, incelikli fakat benim gözüme çarpan, daha doğrusu giren detay bolca dilenci olması idi...Tacizler caminin içine, hatta arabanıza ulaşana kadar devam ediyor. Gayet organize olmuşlar, şunu bunu satıyoruz deyip kesinlikle peşinizi bırakmıyorlar. Hafif bir yüz verdinizmi sizi kapılarda bekliyorlar...İlla ki o minik hediyelikleri satacaklar. Onca dilenci haleluyası içinde Edirne'nin fiziki olarak Türkiye'yi otuz sene geriden takip ettiği kanısına vardım. Sanırım Toki filan elini atmamış daha Edirne'ye...Bu yüzden pek yeni bina görmek imkansız. Her daim tembel olarak haksız bir yakıştırmaya maruz kalan Trakya insanı mekanlarında mutlu olmuşlar ki pek değişikliğe gitmemişler. Edirne'ye gidip gelmek beni nedense fazlaca yordu. Dilenciler, Selimiye, Edirne'nin eskimiş hali ve otoyol boyunca uzanan tarlalar. Bunları bile yazarken gevşedim...Trakya baharla birlikte alındımı insanda gevşemedik civata bırakmıyor vesselam...
|
This entry was posted on 16:34 and is filed under . You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.

0 Karalama: