Eylül, Ramazan ile Ramazan ise ev'de geçti. Ramazan bereketi derler ya, işe bile girdim. Sevdiklerim tek tek aradı hayırlı olsun dileklerini ilettiler. Yine ısrarla sevmeye devam ettiklerim, her nedense aramadılar ve bundan sonraki yıllarda bulunacakları köşelerine çekildiler.
"Dürüst olmak kaybettirmez " diyor babam. Ve ben; bu ay ilk defa dürüst olduğum için kazandım.
Sessiz sedasız Erman onaltı yaşını bitirdi. Ben o'na hediye alamadım ama o benim doğum günümde çok güzel bir yeşil t-shirt hediye etti. Eh iş güç sahibi olduk. Bundan sonra alma sırası bana geldi.
Bu güzel şeylerin sonunda, yani eylül'ün son saatlerinde bir şey farkettim. Sanırım bu benim ailemle dolu dolu geçirdiğim son ramazandı. Her akşam değişik bir yemek yaptık ve tüm yemek kitaplarını alt üst ettik. Bunlar bana kilo olarak geri dönse de aldığımız keyif bambaşkaydı. Allah hepimize sağlıklı bir ömür versin. Ömrümüz oldukça beraber yiyip içeceğiz ama bir şeyler yoluna oturdukça insan eski düzeninden uzaklaşıyor. Sağlık olsun.
Herkese iyi bayramlar. Mutlu olun, ailenizle olun.

Reklam konulu web portallarında bakıp, imrendiğim MGemini'deyim artık. Eğleneceğimiz aşikar. Umarım beklentileri karşılarım. Uzun uzun yazmak isterdim fakat üç saatlik bir MGemini tecrübesinden sonra tatile girdim. Gerçi bu üç saat bile eğlenceli ve sıcaktı.
Bu vesileyle, taze MGemini'li Metin Yazarı olarak herkese MGeminili günler diliyorum. Sevgiler.

Başlıkta mevzubahis tamlamayı pek çok yerde duymak mümkün. Fakat, bu bilindik konuya nerden geldiğimi düşünüyorsunuz eminim. Geçenlerde, radyo'da ramazan sebebiyle ekranlarda boy gösteren hocaların aldığı paraları duydum. Dudağım uçuklama noktasına gelmedi desem yalan olur. İsimlerini pek çok kişi biliyor ama ya fiyatları. İşte onlar yuh dedirtecek cinsten. 500.000 YTL'lerden bahsediliyor. Evet yanlış okumadınız, tamı tamına beşyüzbin Yeni Türk Lirası. Sözüm ona din ve halkı aydınlatmak için tv'de göz yaşlarına boğulan hacı amca'ların neden bu kadar hissiyatlı oldukları anlaşıldı. Elbette aralarında namuslu ve dürüstleri vardır(ki ben bunları daha göremedim).
Nedense bu durum bana Amerika'da yıllarca din üzerinden büyük paralar kazanan insanları hatırlattı. Yurt dışı yayınları takip edenler çok iyi bilirler ki bu kişilerin kendilerine ait tv kanalları bile var. Korkarım yakında bizde de buna benzer bir dönem başlayacak. Yükselen din hobisi(!) karşısında durmak imkansız. Şimdilik sadece bu durumu gözlemlemek düşüyor bize. Saygılar...

Azınlık Gençleri Anlatıyor; Yahya Koçoğlu'nun 2001 yılında Metis Yayınları'ndan çıkan kitabının ismi. Şu an ne yazık ki hatırlamıyorum ama Tüyap Kitap Fuarı'na gittiğimde Metis standından almıştım. Kitap; Musevi,Ermeni,Rum ve Süryani'lerin Türkiyedeki geçmişlerini anlatıyor. Kitapta, en önemli ve büyük bölümü ise bu ırk ve dine mensup Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının röportajları oluşturuyor. Serinkanlı bir şekilde okunduğunda ülkemizde bulunan azınlıkların konum ve düşüncelerini anlamak pekte zor değil. Aşağıda, kitaptaki röportajlardan bir kaç örnek vericem. Umarım ilginizi çeker ve Ermenistan'a (sözde)yakınlaştığımız şu dönemde kitabı alırsınız.
29,Musevi,Kadın,Tercüman,Üniversite Mezunu
Musevi olmanızdan ötürü somut aşağılanma,tepki,dışlanma veya baskı gördünüz mü ?
Hayır,açıkçası hiçbir şey görmedim. Ama mesela ilkokulda bir çocuk diğeriyle "korkak yahudi" diye alay etmişti. Ben çok sinirlenmiştim ve ayrılmıştım onların yanından, Şimdiki aklımla düşündüğümde o çocuk "korkak yahudi" diye bir kalıp duymuş birinden ve orada tekrarlıyordu. Yahudinin ne olduğunu bile bilmiyordu belki de.
"Ne mutlu Türküm diyene" sözü ne düşündürüyor size ?
Biraz modası geçti diye düşünüyorum. Yoksa o zamanda söylenmiş çok akılcı bir söz. Çünkü etkink köken ayrımı, din ayrımı yapmadan, herkesi kucaklayan bir söz, bu amaçla söylenmiş bir söz olduğu açık. Ama bugün biraz modası geçti bunun.
35,Musevi,Kadın,Öğretim Görevlisi,Üniversite Mezunu
Hangi etknik/dini kökendensiniz ? Kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz ?
Türküm ben, ama dinim farklı. Türküm ama müslüman değilim, Museviyim. Yani dinle filan ilişkim yok. Museviliğin birtakım kuralları vardır, etle süt yenmez falan, ama artık o kadar dikkat etmiyorum bunlara.
Yukarıda gördüğünüz örneklerin onlarcası Yahya Koçoğlu'nun kitabında var. Dört etnik kimliğe sahip gençlerin görüşleri ve yaşadıkları oldukça ilgi çekicek.Sevgiler,saygılar. Barışla kalın.

Karşılaştırma en sevdiğim insani özelliklerden birisidir. Ne de olsa dedikoduyu seven bir milletin evlatlarıyız. Ayşe'nin bilmem nesi var fakat Fatma'nın da ondan arta kalır yanı yok hani türünden bir karşılaştırma yapmayacağım bu yazımda. Arkadaşımın teşvikiyle iki büyük ustayı Türkiye'de olsalardı ve bizlerle yaşasalardı nasıl olurlardı ? diye düşüneceğim izninizle.
* Al Pacino ile iki kadeh viski içilir, Rus doğal gazının geleceği hakkında konuşabilirdiniz.
* Robert De Niro ise Yeni Rakı'dan başka içki tanımaz, kuzu şişleri de mideye indirdimi hükümet kurar, kapatırdınız.
* Al Pacino Bebek'te üç beş tur atabilir ve sevgilisini koluna takıp, o davet benim bu davet senin gezerdi.
* Robert De Niro ise Doğan SLX'ine atladığı gibi boğaz istikametinde ilerleyip Orhan baba dinler, ayak ucunda da biraları götürürdü.
* Al Pacino, büyük ihtimalle yönetici veya iyi bir tüccar olur, paranın dibine vururdu.
* Robert De Niro ise ağzı bozuk tamirhane sahibi ya da bir fabrikada ustabaşı olur, ay sonunu zor getirirdi.
* Al Pacino, bir çocuktan fazlasını yapmaz, vatana millete hayırlı bir evlat yetiştirmek için her türlü imkanını ona sunardı.
* Robert De Niro başbakanı dinlediğinden değil kazara dört çocuk sahibi olur ve memlekete asker lazım deyip bol sopalı bir büyüme planı hazırlardı.
* Al Pacino sözde çevreci olur, afrika safarilerine katılmayı ihmal etmezdi.
* Robert De Niro kendine müslüman olur, orman yakana lanet okur ama yine de hafta sonları ormanda mangal keyfinden vazgeçmezdi.
* Al Pacino briç, poker gibi oyunların ustası olur, sadece arkadaşlarının arasında yemeğine oynar ve bununla çok övünürdü.
* Robert De Niro ise okey ve tavlanın gözünü çıkarır, masada ki hesabı başkasının üzerine yıkmadan mekandan ayrılmazdı.
Kısacası ; Al Pacino salon erkeği olup belli bir kesime hitap ederken, Robert Abimiz içimizden biri olur, gönüllere hitap ederdi.

"Türkiye'nin ilk ve tek reklam / pazarlama odaklı sosyal ağıdır."
Sitenin hakkında kısmında böyle açıklıyorlar kendilerini. Bir seneyi geçmesine rağmen, son bir ay içinde farkına varıp üye olmam kesinlikle benim hatam. Reklamcı ve reklamsever kişilerin çoğunlukla üye oldukları sitede önemli bir şekilde grafiker yoğunluğu hissedilmekte. Pazarlama ve reklamcılık lugatının kavranması açısından oldukça yararlı olan site, camia çalışanlarını bir araya getirmesinden dolayı da oldukça keyifli. Kampanya örneklerinin gösterildiği bölümler meraklıları için güzel bir referans noktası. Aslında reklam ve pazarlama odaklı birçok blog ve site olmasına karşın Arkamarka içlerinde en derli toplu olanı. Kişisel olarak Etkilet bölümünde ufak bir kavram kargaşası yaşadım. Bu kargaşayı onların bana , benimse onlara alışmamla aşacağıma inanıyorum. Alanında nadir rastlanan bir düzene sahip olan bu oluşumun uzun soluklu olmasını dilerim.
